Pazar, 20 Mayıs 2012
Galeri
Ana Menü
Anasayfa
Galeri
Çetin Bilgin
çetin bilgin.com
çetin bilgin resimleri hakkında ''parçalanmalar''
çetin bilgin.blogspot
Elif Bilgin
elif bilgin.com
elif bilgin.blogspot
İletişim
Kayaköy sanat
LİKYA SANAT GALERİSİ
CONTEMPORARYISTANBUL

Buradasınız: Anasayfa

2007 RESİMLERİ
 
LEVİSSİ SANAT GALERİSİ

kayaköy levissi sanat galerisiLevissi sanat Atölyesinin dış görünüşü.İç mimari özellikleri ile korunan örnek evlerden biri.Ahşap(sedir ağacı) ve taşişçiligi olarak mükemmel. Alt kata üç kapıdan girilebiliyor. Burası galeri olarak kullanılmaktadır.Üst kat üç odadan ibarettir ve bahçeden girilir. Girişte içme suyu için bir sarnıç vardır ve her odada bir şömine bulunmaktadır.Kaya bahçesi dediğim arka baçede bir sarnıç ,bir fırın ve atölye olarak kullanılan bir oda mevcuttur. Bu oda (salon) atölye olarak kullanılmaktadır. Bahçe duvarındaki kayalara kök veren üç incir ağacı yılların yorgunluğuna rağmen yeni dallar vererek varlığını sürdürmektedir. Bu incire halk dilinde boğa inciri deniyor .Bahçede kivi ve meyve ağaçlarının yanı sıra değişik renkte begonviller yetişmektedir.

        Likya şiiri(Anonim)

"Evlerimizi mezar yaptık,
Mezarlarımızı ev
Yıkıldı evlerimiz
Yağmalandı mezarlarımız
Dağların doruğuna çıktık,
Toprağın altına girdik
Suların altında kaldık,
Gelip buldular bizi
Bozdular birliğimizi
Altüst ettiler bizi
Yakıp yıktılar
Yağmaladılar bizi
Biz ki analarımızın,kadınlarımızın Ve ölülerimizin uğruna
Biz ki onurumuz ve
özgürlüğümüz uğruna
Toplu ölümleri yeğleyen
Bu toprağın insanları
Bir ateş bıraktık
Hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan..."

 

 

SEYIR DEFTERI

Kayaköy Mimari yapısı ,dar sokakları ,kiliseleri ve likya uygarlığına kadar uzanan tarihi ile eşsiz bir kenttir. Tarihsel bellek oluşturması açısından barış isteyen her insan için önemi büyüktür.Goethe ‘ nin dediği gibi ‘Tarihten ders almayanlar onu tekrar yaşamak zorundadırlar ‘ Kayaköyün harabelerine bakarken Ülkemizin biryerlerinde de aynı göçleri tekrar yaşadığımızı hatırlarız .Eşimle bir doğu gezimiz sırasında Mardin’e bağlı Midyat ‘ın dantel gibi işlenmiş taş işçiği ile her birinin sanat esrine dönüştüğü evlerin boşalmış olduğunu görmüştük.Dün Anadolu Rumlarını kaybettik.Bugün Anadolu Süryanilerini kaybediyoruz.

Mimari denince aklıma insan gelir. İnsansız mimari düşünülemez herhalde .’İnsan yoksa mimaride yoktur.’İnsan göç ederse mimaride göç eder . İmgelerle yüklü bu kentte terkedilmiş evler önce harabelere dönüştüler ve şimdide sahiplerinin ardından şairin dediği gibi bizi ağır ağır terkedecekler .Biz burda bu göçe sadece tanıklık yapmaktayız .Aynı zaman boyutunu tekrar yaratmamız imkansız ancak gelecek kuşaklara barış dolu bir dünya bırakabiliriz şayet bu harabelerin bir kısmını da olsa onarıp insanlığa armağan edersek.

Kayaköy ovasında üç yerleşim yeri daha mevcuttur.Adları Keçiler köyü Kınalı köyü ve Belendir.

Kayaköye iki yoldan girilir. Fethiye hisarönü yönünden girerseniz , her nekadar hisar önünün eski halini görmemişseniz bile şimdiki çarpık ve bilinçsiz yapılaşma karşısında üzülebilirsiniz. Gelin en güzel yoldan girin. Fethiyeden- dağyolundan. Dağ yollarından biri yakın zamanda yapılan diğeri rumlardan kalan ve restore edilen taş yoldur.Yazın sıcağında sakın ola ki asfalt dağ yolunu tercih etmeyin. Taş yoldan gelirseniz orman da yürüme şansınız olacaktır. Yol üstündede kaynak suyunuz da var .Sohbet ederek ve çiçek kokularını ciğerlerinize çekerek arkanızda bıraktığınız bu dağ yolunun sonunda Kayaköy kendini gösterecektir.

Kayaköy yoksul bir köy . Sahibsiz köy.Her talancı sermayenin karşısına kendi adı gibi dikilen köy .Sadece bozulmadan Köy olarak kalmak isteyen köy .Bilinçli büyümek ve uygar dünyada yerini insanca almak isteyen köy .Fakat ne yazıkki babadan oğula cezalı bir köy .Barınmak ve geçinmek için ellerindeki tarlanın bir bölmüne evlendirdiği oğluna bir sığınak yapmak isterken 2863 nolu yasa ile yüzleşen ve nesilden nesile suçlu psikolojisi ile yaşayan bir köy. Köyün gelişebileceğini görmeyen veya görmek istemeyen , köyün geleceğini tarihi dokusuyla uyum sağlayan bir projeyle yaratamayan bir zihniyet asla çağı yakalayamayacaktır.Şimdi yasalarımızla tarihi sit alanlarını koruyamayarak doğal dış etkenler ve insanlar tarafından tahrip edilişini seyrediyoruz sadece .

Sohbet ederken Köyün meydanına gelmişiz bile. Meydanın ortasında 1900 lerden kalma bir kuyu var Gece gündüz su çekmekten oldukça derin izler kalmış mermer kuyu ağzında .Tarihi çınar altı köy kahvesinde çay içmeyi unutmayın.Burada içeceğiniz su Faralyadan, dağlardan gelmektedir ve kaynak suyudur.

Kayaköye dağ yolundan indiğinizde öğle güneşine yakalanırsanız Kayaköyün harabeleri kendilerini gizler gün batımında da güneşin rengini sarınırlar.’Güneşin ışıkları ile kaybolan ve yine güneşin ışıkları ile tutuşan köy! ‘Doğdugum şehri çöl sisinde kaybetmiştim şimdide burayı, harabelerden her taş düşüşünde yavaş yavaş kaybedeceğimi hissediyorum.Ay ışığında harabelerin arasında geziniyorum. Gecede bir baykuş sesi ve yalnızlık .Yalnızlığı hissettiğim böyle gecelerde aylardan mayıs ise ateş böcekleri karanlık sokaklara saman yolu gibi uzanırlar ve duvarlarda yangın kıvılcımlarını andırırlar .Hafif bir yağmur çiseler .Ateş böcekleri bahçemizin kayalık duvarlarında gövde veren üç incir ağacının yapraklarının altına sığınır .Üç İncir ağacı size yılbaşı ağacı oluverir.Şimdi eşim Elif Bilgin ile kahve içme zamanı .Birazdan balıkçı dostumun adını ‘arap’ koyduğu tekir kedimiz mırlaya mırlaya harabelerdeki avdan keyifle dönecek ve yalnızlığımıza ortak olacak .

Kayaköyde iki kilise var.Bunlardan tepede olanın adı Taksyarhis düzlükte olanın adı ise Katopanayidir.Katopanayi kilisesinin ahşap kapısı Fethiye arkeoloji Müzesindedir.İki kilise arasındaki sokaktan mutlaka geçin Bu yol size Ölüdenize yürüyüş yapma şansı verecektir. Bu sokaktan geçerken bir müzik sesi bölerse yürüyüşünüzdeki sessizliği LEVİSSİ SANAT ATÖLYEsine varmışsınız demektir.İçerde ben ve eşim yeni bir serginin hazırlığı içindeyiz. Atölyenin bir bölümünde ben resim ,eşim elif heykel yapıyor olacak .New Age veya klasik müzik seviyorsanız atölyenin önündeki taş blokların üstüne oturup biraz soluklanabilirsiniz.Atölyenin önünde dinlenirken karşınızda duran gölgesine sığındığınız ağaçtan dut yiyebilisiniz dallarını zorlamadan . Afiyet olsun.................çetin bilgin

 

ÜÇ İNCİR AĞACI
içimden soyunduğum gölgeler ışığa durunca kayboluyor.ardından kırık taşlar bedenim. En derin denizlerin sahilindeyim .içimdeyim.içimin içinde ki bahçedeyim.Bir kaya bahçesindeyim.Taş duvarlarından su verilmemiş üç incir ağacının taştığı bahçemdeyim.
Tarih tanık arıyorsa
ÜÇ İNCİR AĞACI SÖYLESİN

----'Sarp dibinde Kayı ya gidelim.'dün böyle söyleniyordu Bugün ise 'Kayaköyüne gidelim ' deniyor.1923 mübadele yıllarından bu güne birçok şey değişiyor.yıllara dayanan ömürleri ile çınar ağaçlarının dibine kurulmuş kahvede yetmiş yaşın üstünde ihtiyar delikanlılar bugünü şaşkınlıkla karşılıyorlar.Biryanda çocuklarına barınak yapamama sorunu biryanda ektiği ürünün para etmeme sorunu gün günden yaşama küskünlüğü de beraberinde getiriyor.
MASALDAN MESELE
1923 Mübadele yılları.Her insanın içinde bir korku var.Savaş yılları. Bir çok aileden en az bir fert yitirilmiş.Her aile acı içinde.Savaşların bütün acılarını halka çektirirler.Bu savaşta da diğer savaşlar da olduğu gibi faturasını halka çıkaracaklar.
Selanik Türkleri yola çıktılar bile .Yaşadıkları toprakları terkedip yola koyuldular.Zorlu bir yolculuk ve yüreklerde terketmenin ve terkedilmenin burukluğu.


Sağlığında Rasos diye seslendiğimiz eşim Elif'in Selanikli Rasim dedesi göç sırasında yaşadıklarını çocukluk yıllarının heyecanı ile anlatırken mercek kalınlığında ki gözlüklerinin altına gizlenen gözleri nemlenir derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya devam ederdi.Masal gibi dinlerdik.'Ah çocuklar Selanikteki mutlu yılları bir daha yakalayamadık.Komşu rumlarla çok iyi anlaşıyorduk .Hiç bir sorunumuz yoktu.Şu lanet olası savaş çıkana kadar. Göç esnasında rum komşumuzun hiç erkek çocuğu olmadığı için beni tatlı dili ile kandırmış ve bir odaya kilitlemişti..Bense yola çıkan amcamlarla gitmek istiyordum.Babamı iki yaşında kaybetmiştim .Annem de evlendiği için olsa gerek amcam bana sahip çıkmış ve büyütmüştü.Amcama bağlıydım.onları yurt edinmiştim.Onları kaybetmek ikinci kez kaybetmekti.Kapıyı kırıp kaçtım.Amcama ve ailesine soluk soluğa yetiştim .Amcam da benim yokluğumu farketmiş yola koyulmuştu.Korkmuştum.Böyle bir korku ile ilk defa tanışıyordum.Amcama sarıldım.Kokladım ve ağladım.ağlamanın tadını çıkara çıkara.Bana sus diyecek kimse yoktu .Kesik kesik hıçkırıklarımla yolu arşınlıyordum .adımlarımın bu kadar büyük olduğunu ogüne kadar farketmemiştim.

'Rasos yeniden derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya devam ediyor ve zaman zaman dalarak susuyor ve bizde bu soluk alışları fırsat bilip hayal kuruyorduk.
olaylar birbirine nekadar çok benziyor.Aynı yıllar Güneyrdoğu anadoluda Siirt'te yaşayan benim dedemin de başından geçiyor.Yine mübadele yılları Bir ermeni çocuk unutuluyor.Dedem komşusunun çocuğuna bir zarar gelmesin diye birkaç gün evinde barındırıyor. Ticari ilişkilerinden dolayı çok iyi bildiği Suriyede ermeni çocuğun ailesini bulup teslim ediyor ve bu aile ile uzun yıllar dostlukları devam ediyor.
Harabelerin arasında dolaşırken zaman zaman seslerini duyuyorum.Ayın şavkı taş duvarlara vururken odalara dağılan huzuru hissediyorum.Siirt'te keşfettiğim ve İstanbulda kaybettiğim yıldızlar gece uykularımda yorgan gibi sarıyorlar bedenimi.Gece yetmiyor bana ve geceye yetmiyorum.Yıldız tozlarını geceye savurmak geliyor içimden.
Bir tepede oturmuş ovayı izliyorum.Ayağımın altında unutulmuş bir mezar.Likya mezarı.Hala sağlam.Harabelerdeki likya mezarlarına ilişkin bir araştırma yazısına rastlamadım.Bu kaya mezarının hemen yanında bir bizans şapeli içinde keçiler barınıyor.Tarihi bir ahır.Keçiler geceleri burada konaklarlar .Gündüzleri harabelerin içinde ve duvarların üstünde dolaşırlar harabelerin yıkılmasını hızlandırırlar. Keçiler gündüzleri dolaştıklarından dolayı severek yetiştirdiğimiz ağaç ve çiçeklerimizi korumak için tel örgülerin ardına hapsoluruz.
Hala tepedeyim.erkekler okulunun bahçesinde ovanın yapılaşmadan önceki halini görmenin şansına sahibim.Tarihe duyarlılığım bana hep şans getirmiştir.Hiç unutmam her yıl mimarlık öğrencileri kayaköye gelip büyük heyecanlarla proje üretirler Kayaköyünü yeniden tasarlar ve değiştirmeye kalkarlar.Onlara söyliyeceğim birkaç sözüm var 'Dünyanın bütün mimarları Kayaköyünü değiştiremezsiniz.Kayaköy size göründükten sonra siz değişmeye başlamışsınızdır bile.Bu imgeler ve çağrışımlar yüklü kente geldiğiniz gibi değilsinizdir. Başka bir zaman ve boyuta yolculuğunuz başlamıştır bile .Bu şimdiye kadar kendinizde var olan ve yabancı olduğunuz kendi içsel boyutunuzdur.Kendinizle yüzleşmektesiniz artık.'
Ülkemde neden iyi Mimar çıkmaz?(bu soruyu diğer sanat dallarına da adapte edebilirsiniz) diye bir soru oluşmuştu yıllar önce düşüncelerimde .Yanıtını kendimi riske atarak öğrendim ve hala kendimi riske atarak anlamaya çalışıyorum.yaratma eyleminin elmas sırrı insanın kendi iç labirentlerine seyahat etmekmiş ve edindiğimiz bilgileri kendi metafiziğimizle aynı potada eritmekmiş.İnsansal değerleri en samimi duygularla kavramak, inanmak ve inandırmakmış.


Takunyası altın kaplama oldumu Kayaköylüdür denilirmiş .Maria gece gündüz demeden kahve önünde ki kuyudan su taşımaktadır.(Kuyu suyu devamlı çekilmezse ağırlaşır .İçtiğiniz zaman karnınız şişmeye ve rahatsızlık çekmeğe başlarsınız.Yani miydenize taş oturur gibi.)Taşınan sular pitoslara doldurulur içme suyu olarak kullanılırmış.Ayrıca çatıdan kanallarla sarnıçlarda depolanan sularlada diger ihtiyaçlar karşılanırmış.İç içe yaşanan bu kentte barışık iki toplumun   imece usulü ile çalıştıklarını rahatlıkla anlayabiliyoruz.Her mahallede ortak kullanılan ekmek fırınları var.Bu fırınlar ve odalarda ki şömine teknikleri incelenmeye değer diye düşünüyorum.Çok az sayıda ki ev ve resmi binaların çatıları 'Marsilya ' kiremitleri ile kaplanmış.Zamanında ihaleyle satılan kiremitler ve kimi insanlar tarafından yağmalanan çatı ahşapları nedeniyle evlerin tahribatı dahada hızlanmıştır.Ahşapların yakıldığı doğru değildir.Bu bölgede incir ağacı ve sedir ağacı yakılmaz .İncir ıslaksa duman yapar  .Eğer kuruysa çabuk yanar şömineye uygun değildir.Sedir ağacı ki bu evlerde hep sedir ağacı kullanılmıştır .Su ve rutubetin olmadığı yerde 1000 seneye yakın ömrü vardır .Ahşap kurdunun tercih etmediği bir ağaç türüdür.Sedir ağacını ateşe attığız zaman çok sert olduğundan yanarken küçük küçük patlar(sizi irkiltecek kadar) ve etrafa kıvılcım sıçratır .Yangın çıkartacağı için yakmakta kullanılmaz.
Kayaköyün üzüm şarabından incir rakısından şimdilerde hiç eser yok!evlerin odalarını incelediğinizde kiremit tozu ile ile izole ettikleri şarap havuzlarını göreceksiniz.Yıllanmış bir şarabım olsaydı da size ikram edebilseydim.Köyde şarap yapan Şarapçı nadir usta kendine yetecek kadar iyi şarap yapmaya çalışıyor sadece.Belki bir gün köylü asma ağaçları ekmeyi düşünür de şarap yapmaya karar verir.Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceğini hepimiz biliriz.bağcılığın olmadığı yerde şarap yapmaya kalkmak akıl işi değildir sanırım.Olsa olsa ancak köyümüzün kooperatifinin yaptığı gibi olur.Fıçılara üzüm suyu sıkar şarapçılık yapacağım diye çıkarsın ortaya bir amerikan şirketi gelir kooperatifin yapacağına inanır.oldukça yüklü para desteğinde bulunur .para bir şekliyle biri tarafından zimmetine geçirilir.Olan Kayaköyün umutlarına olur.Kayaköyün umutları yağmalanır.Bunun bedelini yine kayaköyde yaşayanlar öderler.
Kayaköyünü vitrin olarak kullananlar.yerel dinamikleri(aydınları sanatçıları) dikkate almayan kurum ve kuruluşların maskesi gelecekte mutlaka düşecektir.Kayaköyün medyatik konumundan yaralanıp şahsi çıkar sağlayanların kamu yararına yapılıyormuş gibi yarattıkları görüntüleri uluslararası boyutlara taşısalar bile LEVİSSİ SANAT ATÖLYESİ NİN SEYİR DEFTERİ nde her şey tüm çıplaklığı ile (belgelerle)üç incir ağacının dile gelişi şeklinde kaydedilecektir.

Yıllar önce elime her geçen şiir kitabını okurken giderek seçmeci olmaya başladığımda seçtiklerimin de birbirlerine benzediğini gördüm.Yıllar önceki bu farkedişle birkaç şairi ve özelliklede bir şairi eşim le ben hemen hemen elimizden düşürmez olduk .Sanatın şiir cephesinde de aynı sorunsallar yaşanıyordu.
Kayaköyde gecenin en derin ve sessiz bir zamanında bahçede incir ağacının altında oturuyoruz ve yaprak aralarından ayın mavi ışığı süzülüp okşuyor yüzümüzü.Hiç yabancı olmadığım ışık mavi rengini yüzümüze oradan da harabelerin duvarlarına taşıyordu.Geceye her okuduğum şiir karanlığın kara deliğine çekilen sesimden arta kalanlarla yol alıyordu.Kalabalıktık.İki kişiydik ve kalabalıktık.Yalnızdık....çetin bilgin

 Şarapçı NADİR Usta

Dalınca an derinleşir.Geçmişe yolculuk başlar.Görüntüler film kareleri gibi düşer gözlerime.Taşlara çarpan tırnak seslerini duyarım atların .
Dedemin atlarının...
Kozluk kasabasında çocukluğumun en güzel yılları! Atları yayla yolundaki kaynak suyuna götürmek büyük bir zevkti.Çocuktuk; atların gövdelerini kucaklayamayacak kadar kısa bacaklarımıza rağmen saçlarını sıkı sıkıya kavrar koştururduk.Su içerken mutluluğundan kuyruğunu sallayan atların hızla çarpan kuyruklarının bir yerlerimize düşen acısı karşısında çıkan çığlıklarımızla kahkahalarımız bir birine karışırdı.
Kayaköy çocukluğumu taşımaktan geri durmuyor.
Şarapçı Nadir usta değişik renkli atlarıyla Kayaköyde ziyaretçileri çok az bir geçim parasına gezdiriyor.
Atölyede eşimle çalışıyoruz.Kapılar ve pencereler kapalı. Nadir usta Kayaköy ziyaretçileriyle kapalı görünen atölyenin önünden geçerken mutlaka 'Çetin abe kolay gelsin ' diye bağırmadan geçmez.
Şarapçı lakabını da şarap yapmaktaki inadından alır.Hani fena da içmez.İçeceği şarabın tortu sorununu ortadan kaldırabilse dünyalar onun olcak.

GEZİ YOLU OLARAK YAKLAŞIK 45 DAKİKALIK BİR YÜRÜME YOLU VAR ÖNÜNÜZDE.LEVİSSİ SANAT ATÖLYESİ ÖNÜNDEN BAŞLAYAN YOLDA İLK KARŞILAŞACAĞINIZ KAPTANIN ZİNCİRLİ KÖPEĞİ OLABİLİRDİ.ÖNCE KÖĞEĞİNİ KAYBETTİK SONRA KENDİSİNİ.BİR ŞAMANDI DÜŞ VE GERÇEK ARASINDA KISA ZAMAN ARALIĞINDA KAYBETTİM.DENİZLERİ TANIYAN BU BALIKÇIYI  KAYAKÖYÜN İNSANLARI ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKİYORDU.ZATEN O DA DEDİKODULARIN HİÇ EKSİLMEDİĞİ  KÖYÜN ÇINAT ALTI KAHVESİNE GİTMEMEYE KARARLIYDI. TEPEDEKİ TAKSİYARHİS KİLİSESİNİ ZİYARET ETTİKTEN SONRA DUVARLARDAKİ İŞARETLERİ TAKİP ETMENİZ GEREKİYOR.

İKİNCİ YOL YİNE LEVİSSİ SANAT AYÖLYESİNİN YANINDAN BAŞLIYOR.DUVARLARDA VE YERDE Kİ SARI İŞARETLERİ TAKİP EDERSENİZ İŞARETLER SİZİ ÖLÜ DENİZE GÖTÜRECEKTİR. YANINIZA MUTLAKA BİR ŞİŞE SU ALMAYI UNUTMAYIN.GEÇECEĞİNİZ ORMAN YOLU GÜVENİLİR BİR YOLDUR.YOLUN İLK MOLA YERİNDE İÇİNDE SU OLMAYAN BİR SARNIÇ VAR .ZAMANINDA RUMLAR BU SARNICA SU DOLDURURLARMIŞ VE YOLDAN GEÇEN HER YOLCU BAŞKA YOLCUYA YETSİN DİYE BİR BARDAK SU İÇERMİŞ....ÇETİN BİLGİN

 

FETHİYE MÜZESİ

Arkeoloji yönünden zengin olan ilçede yöreye ait eserlerin bir mekân içerisinde sergilenmesi fikri, 1960'lı yılların başında dönemin yetkililerince tasarlanmış müzenin ilk çekirdeği o yıllarda oluşturulmuştur. Daha sonra çevreden toplanan büyük boyutlu taş eserler bir depoda korunmuş, 1987 yılında yeni yapılan bina ile birlikte çağdaş müzecilik anlayışı ön plana çıkarak eserler ziyaretçilere sunulmuştur. Fethiye Müzesi biri arkeoloji diğeri etnografya olmak üzere iki salondan oluşmaktadır. Bu iki salonda sergilenen eserlerin hemen hemen tamamı Fethiye ve çevresinden derlenmiştir.

Arkeoloji bölümünde sergilenen eserlerin büyük bir bölümünü seramik grubu eserler oluşturmaktadır. Salondaki eserler kendi içerisinde belli bir kronolojik sıraya tabi tutulmuştur. M.Ö. III. binden Bizans Çağı sonuna kadar olan dönemi kapsayan eserlerden en önemlisi hiç kuşkusuz Likçe'nin çözümünde büyük katkıları olan steldir. Bu stel üzerinde, üç değişik dilde yazılmış bir metin yer almaktadır. Müzenin önemli bir başka eseride "Kumrulu Genç Kız Heykeli" ve yanındaki iki kadın heykelidir. Kumrulu kız heykeli Artemis kültü ile ilgili olup, kentte antik dönemde bir Artemis tapınağının bulunduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Etnografya salonunda yöreye has çeşitli el dokuma örnekleri, el işlemeleri, kaftanlar, üç etekler, gümüş takılarda yer almaktadır. Bu bölümde ayrıca tüm üniteleri ile faal durumda ahşaptan yapılmış dastar tezgâhı sergilenmektedir. Müzenin açık mekânında ise, büyük taş bloklu eserler, lahit mezarlar ile Likya kültürünün bir ürünü olan "Izraza Anıtı" sergilenmektedir.